Futbol sadece futbol değildir!

 


Türkiye’de gündem çok hızlı akıyor ve bu akan hızlı gündem içerisinde birine yetişip, “Dur bu hafta da bu konuyu yazayım” diyene kadar bir bakmışım aradan günler geçmiş ve onun yerine yenileri çoktan eklenmiş. Bu yüzden yine bir süredir buraya uğrayamadım. Yazmam gereken haberler ve haftanın yorgunluğundan anca zaman kalıyor. Neyse ki o kalan zaman içerisinde elimizde bir federasyon var. TFF seçimi yaptı. İbrahim Hacıosmanoğlu yeni başkan oldu.

Sonda diyeceğimi başta yazıp detaylarını tek tek vereyim: Kötünün iyisi oldu.

Neden bunu dediğimi anlatayım.

Hacıosmanoğlu 1966 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu, 12 çocuklu bir ailenin 11.çocuğu olarak dünyaya geldi. Petrol ve inşaat işleriyle uğraşınca her inşaatçı ya da her müteahhit de gördüğümüzü Hacıosmanoğlu’nda da gördük. 2012’de Yıldırım Demirören’e TFF seçimlerinde rakip oldu ama o günkü “dengeler” onun kaybetmesinden taraftı. (Dengeleri birazdan anlatacağım) Baktı ki, federasyon olmuyor şansını Trabzonspor’da denedi ve başkan oldu.

Peki, o başkan olduğunda Trabzonspor ne yaptı, hiç. Şampiyonluk yok, kupa yok, elle tutulur bir oyuncu satışı yok. Ya daha sonra… Onun bıraktığı takım ligde şampiyonluk yaşadı. Bu, işin başka tarafı gelelim esas kısma; kim bu İbrahim Hacıosmanoğlu?

Kendisi ilk adaylığını açıkladığında aklıma ilk gelenlerden birisi kadınlara yönelik söylemi olmuştu. Neydi o hatırlatayım; “Öleceksek de adam gibi öleceğiz, kadın gibi yaşamayacağız. Bizi kadın gibi yaşatmaya da kimsenin gücü yetmez. Yıllar önce tövbe edip bıraktığım mesleğim vardı, sanırım o günlere geri dönmem gerekiyor” bu sözleri yüzünden kendisine ‘kadını aşağıladı’ gerekçesiyle dava açıldı.

Ben bunu hatırlamıştım ama sonra sosyal medyaya bakınca hakemleri odaya kapatmak tutun da hakkında hapis cezası verilmesine kadar birçok bilgiyle karşılaştım.

Soru basit. Ne değişecek değil, nasıl değişecek? Kimler gitti bir bakın lütfen. Devletin bankasından faizsiz kredi alan, baskılar yüzünden Aydın Doğan’ın satmak zorunda kaldığı koskoca Doğan Medya Grubu’undaki gazeteleri, kanalları ve ajansı satın alan bir Yıldırım Demirören yönetti ve gitti. O yönettiğinde neler yaşanmadı ki, prim kavgası yapan milli(!) oyuncular, bir esnafa tekme tokat saldıran bir antrenör, bol sıfırlı goller yiyerek tekrar yurda dönen kulüpler… O gitti yerine Türkiye’de bu hükümetin sayesinde en çok zenginleşen kişilerin başında gelen Nihat Özdemir geldi. O ne yaptı? Ülke futbolunun kucağına bir hakem krizi bıraktı, Euro 2020’de sonuncu olan bir milli takım yarattı ve “Bu kulüplerle ve insanlarla artık yürüyemeyeceğimi anladım” diyerek ceketini aldı arkasına dahi bakmadı.

Geldik en önemlisine Mehmet Büyükekşi’ye.

Ne yazayım, hangi birini anlatayım. Sahada dövülen hakemi mi, sahadan çekilen takımı mı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100.yılında rezil olunan ülke futbolunu, kulüplere rağmen koskoca ülkede futboldan anlamayan ama onun dahi istifa çağrısına rağmen o koltukta yüzü bile kızarmadan oturmasını mı hangisini yazayım bilemedim.

Şimdi geleyim en önemli noktaya şu dengeler meselesine…

Bakınız.

İngiliz yazar Simon Kuper’in meşhur kitabı ‘Futbol asla sadece futbol değildir’ her ne kadar bir kitap isminden ibaret olsa da bugün dillere pelesenk oldu. Özellikle Türkiye için bu çok geçerli… Hep iktidara yakın isimler geldi, hep birilerinin isteği oldu. Gördünüz mü farklı birisini; ben hatırlamıyorum. Hacıosmanoğlu öncesine bakarsak Demirören sonrasında seçimle gelen başkan yok. Özerk olması gereken federasyon başkanlığına resmen atama ile başkan belirleniyor. Belirlenen başkanlar gelen gideni aratır misali daha da kötüsünü yapıp öyle gidiyor. Diyebilirsiniz ki, adaylar tehditle geri çektirildi. Buna itirazım olmadığı gibi doğru da. Mesele seçimin ne kadar demokratik olması ya da olmaması değil, mesele öyle veya böyle seçimin yapılabilmiş olması. Seçim bu kadar krize rağmen yapıldı ve bir sonuç çıktı. Neydi o?

Yazayım.  

Yukarıda da dediğimi gibi seçimi yapmaya hasret kalan bir TFF. Bu seçim bize neyi gösterdi. 4 büyüklerin yaka silktiği, medyadaki çoğu ismin bıktığı, insanların zaten yıllar önce içlerinde azalan Büyükekşi ile o azalan duygularını da kaybeden bir zihniyet Gençlik ve Spor Bakanı Aşkın Bak’a, saray rejimine rağmen yenildi.

Kim bu saray rejimi?

Hollanda maçında protokole dikkat ediniz. Erdoğan ve Büyükekşi ayrı oturdu, Türkiye’nin maçlarının ardından her ne kadar Büyükekşi konuşmak istese de Erdoğan hiç muhatap olmadı. Kısacası Erdoğan Süper Kupa krizi sonrasında gitmesi gerektiğini biliyordu ama o, Erdoğan’a rağmen kaldı. Saraydaki bir grup insan onu orada tuttu.

Çok uzattım bitireyim. Bu seçim gösterdi ki, her ne kadar demokratik olmasa da her ne kadar bu seçimin bir kazananı olmasa da ortada açık bir kaybeden var. Bu önemli. Dikkatli okumak gerekir. Büyükekşi ya da onun desteklediği saray yenildi. İsimlere veya futbola odaklanmayın tıpkı Simon Kuper’in kitabındaki gibi futbol sadece futbol değildir.

Daha yeni Daha eski