Bu yıl bahar diğer yıllara göre farklı geçti, geçmeye de devam ediyor.
Baksanıza mayıs
ayının sonu gelmesine rağmen kara bulutlar, bir anda bastıran sağanak
ve bunun sonucunda yaşanan su baskınları…
Türkiye’de
siyaset de hava durumundan farklı değil.
Meclis’in
kapanıp, yazın o esintisine kapılmayı düşünürken 21 Mayıs’ta gelen mutlak butlan
kararı sanki “kış”a girmenin rüzgarlarını estirdi.
Kurban
Bayram’ı kasvetli havanın ve adını dahi belki de ilk kez duyduğumuz mutlak
butlanın gölgesinde geçti. CHP kimilerine göre bir “arınma” kimilerine göre de
bir “hukuksuzluk” mücadelesi veriyor.
Kararın
çıktığı ilk gün tanıdığım bir CHP’li ile yaptığım telefon görüşmesinde aynen şu
ifadeyi kullandı: Biz buradan ele ele çıkmalıyız. Eğer bunu yapamazsak iki
taraf da tarih önünde hesap verecektir.
Yüzde yüz
katılıyorum.
Bakınız!
Cumhuriyet
Halk Partisi günümüzde sadece Anadolu’da değil, dünyada da en uzun soluklu
siyasi partilerin birisi. Her şeyden öte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, ilk kurultayını
da Sivas Kongresi olarak tanımlayan bir parti. Böylesine köklü bir geçmişe
sahip parti tarihinde ilk kez iki başlı bir yönetimle karşı karşıya.
Buradan çıkmanın
en temel yolu iki başlı yönetimin konuşarak ve anlaşarak el ele kol kola o binadan
çıkmasıydı. Kimisi daha kararın mürekkebinin kurumasını bile beklemeden sosyal
medya hesabına Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı yazısını yazdı kimisi de veryansın
etti.
Kimisi “Bunlar
olağan şeyler” diyerek anormal bir olayı normalleştirmeye kimisi de “Hainler”
diyerek kendi milletvekillerine sert çıkmaya başladı. Kimisi arkasına aldığı mafyatik
tiplerle adeta kendi genel merkezlerini basmaya giderken, kimisi de
demirlerin üzerine çıktı.
Kiminin TBMM’ye
doğu yürüdüğü anlarda kimileri de bayramı erken getirip, odada çikolata yiyip
sohbet etti, sefa sürdü.
Heyhat!
Yaşanan ne
olağan şeyler ne de mafyatik tiplerle partiyi “basmaya” gerek duyulan şeyler.
İki taraf da hatta, seçmen de bir şeyi kaçırıyor; mutlak butlan olarak atanan bu
partinin eski genel başkanı, eski Parti Meclisi, eski yöneticileri….
Kısacası “yol
arkadaşları.”
Oturup
konuşarak çözebilecekleri mesele bugün nerelere geldi. Ya yapamadılar ya da yapmak
istemdiler.
Bugün
İstanbul İstiklal Caddesi’nde oturup bu satırları yazmaya başlamadan önce hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını hem de Özgür Özel’in ifadelerini dinlediğimde
anlıyorum ki, yapmak istememişler.
İki taraf
da unutuyor ki yaşananlar günün sonunda iktidarın kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı
politikalarından bıkan vatandaşa oluyor. Kaybeden ay sonunu getirme derdinin peşine düşen milyonlarca
çalışan, bayramda torununa kılı kırk yararak harçlık vermeye çalışan emekli, güven içinde yaşayabilecek miyim korkusuyla sokaklarda yürüyen kadınlar,
yurt dışına gitmek için her yolu deneyen gençler, eğitimin sert rüzgarında bir
o yana bir bu yana savrulan öğrenciler oluyor.
Onlar zorlandıkları bu içinden çıkılmaz sistemin gölgesinde yine zorlayanlara karşı hesap sormadıkça, “yakasına yapışmadıkça” yine zorlanmaya ve ne yazık ki kaybetmeye devam edecek.