Günlerdir niyetlendiğim ancak her seferinde ertelemek durumunda kaldığım raporlar, evdeki masanın üzerinde ve bilgisayardaki klasörlerde beni bekliyor.
Rapor çok
ama bir yanda spor, diğer yanda Türkiye’nin hızlı gündemi ve her ne kadar Türkiye
kadar olmasa da Kocaeli’de akıp giden gündem yoruyor. Çok çalışıyorum. Bunun
farkındayım ancak bunu kendim tercih ediyorum çünkü Bağımsız Kocaeli’de çok mutluyum.
Yenilik ve gelişim önceki yıllara göre daha fazla.
Ben yorgunluktan dolayı bahsettiğim raporlara nasıl zaman ayıracağım ya da üşenmeden aşağı yukarı 300
sayfalık o kalın raporları nasıl okuyacağım diye düşünürken ülke
siyaseti de hızla akıp gidiyor.
Bir yanda
muhalefet, diğer yanda iktidar… Bahçeli, Erdoğan ve diğerleri… Onlar Türkiye’nin
gerçek gündemi (!) ile boğuşurken, Ankara’da son zamanlarda yaşananlar akıllara
durgunluk veriyor. Ayhan Bora Kaplan olayında gördüklerimiz, işittiklerimiz bir
hatırlatma gibi geliyor bana. Tıpkı Sedat Peker gibi. Sedat Peker’in geçmiş
dönemde yaptığı açıklamalar, sözler, uyarılar, tehditler hepsi bunları yazarken
yarım yamalak aklımdan geçiyor. Özellikle de Süleyman Soylu ile ilgili olanlar.
Süleyman Soylu.
Hala daha
çok aktif. Emniyet içerisinde yaşananlar öyle görünüyor ki bir Ali Yerlikaya
Süleyman Soylu mücadelesi. Ancak bu mücadelenin olacağı belliydi.
Nasıl
belliydi?
Mayıs 2023’te seçimleri kazanan Erdoğan yeni kabinesinde Ali Yerlikaya’yı İçişleri
Bakanlığı’na getirdiği gün aslında her şey başladı. Bir vali İçişleri Bakanı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanmıştı. Mesele
valinin bakan olarak atanması değil. Esas mesele, Ali Yerlikaya’nın atanması…
Bakınız.
Süleyman
Soylu’nun uzun yıllardır Ali Yerlikaya ile arasında “soğuk savaş” olduğu bilinir.
İki isim arasında “soğuk savaşın” olduğu bu dönemde Türkiye bir seçim yaptı ve bir
sonuç çıktı. Erdoğan yeniden seçildi. Seçildiğinde şüphesiz akıllardaki en
önemli sorulardan birisi İçişleri Bakanlığı’na kimin geleceğiydi. Zira Sedat
Peker olayına ismi karışmış, pandemi döneminde bir gecede garip gureba bir
karar vermiş ve insanların sokağa dökülüp market önlerinde uzun kuyruklar oluşmasına
neden olduğu için istifa etmek istemiş ancak kabul edilmemiş, Erdoğan’ın damadı
Berat Albayrak ile kameralar önünde dahi atışmalarına tanıklık etmiş, muhalefete ve zaman zaman da kendi partisine yönelik olarak sert ifadelerle yüklenmiş bir Süleyman Soylu'yu Erdoğan’ın
yeni dönemde ataması açıkçası büyük bir sürpriz olurdu. Erdoğan sürprize
izin vermediği gibi Soylu’ya en uzak ismi atadı. İşte her şey burada başladı.
Süleyman Soylu’nun
yerine gelen Ali Yerlikaya ilk iş olarak emniyet müdürlerini değiştirdi. Türkiye’nin
metropol kentlerindeki emniyet müdürlerinde köklü bir değişim yaşandı. Bunun
ardından süreç içerisinde gördük ki uyuşturucu baronlarına, organize suç
örgütlerine operasyonlar yapılıyor, gözaltı uygulanıyor ve yargı süreci
işliyordu.
Süleyman
Soylu ve onun ekibindeki belki hepsinin belki de bir kısmının emniyet
içerisinden tasfiye edilmesi, organize suç örgütlerine operasyonların yapılması
bu krizin bir yerde çıkacağının habercisiydi. Nitekim çıktı da. Yaşanan süreç içerisindeki
gelişmelerden vardığım sonuç itibariyle böylesine bir krizin çıkacağını
bekliyordum ama bu krizin bu kadar yüksekten çıkması beni de şaşırttı. Bu kriz Ankara’da
daha çok suyu kaldıracak gibi görülüyor.