Üniversitenin mezuniyet töreni…
İki öğrenci. Bir teklif. Balonlar, uzun bir pankart, kısa
bir film…
Okulun tören yapılacağı alan günler öncesinden hazırlanır.
Sadece mezuniyet töreni değildi hazırlığı yapılan.
Ortada inanılmaz bir karmaşa, inanılmaz bir yoğunluk vardı,
kimse anlam veremiyordu balonlara, pankarta…
Herkes birbirine soruyor, ne bu diye… Kimsede tık yok. En
sonunda okuldan bir öğrenci çıktı ve dedi ki “bekleyin, birazdan göreceksiniz”
sonuçta bir sürpriz hazırlığı içindeydi, derse bütün sürpriz bozulacaktı.
Uğraştılar, çabaladılar. Sürprizi bozmamak için ellerinden geleni yaptılar.
Tören başladı, kepler atıldı.
Bir dakika dedi, bekleyin! Size bir sürprizim var, bir yere
ayrılmayın.
Nerden bakarsanız bakın yüzlerce, binlerce kişi var.
Aileler, akademisyenler, vali, belediye başkanı, kaymakam… Herkes orada. Herkes
heyecanlı ve meraklı gözlerle bu çocuğa bakıyor, ne yapacak diye aralarında
tartışıyorlardı.
Merak giderildi, ilk önce bir balon ortaya çıktı, balon bu
genç delikanlı tarafından havaya atıldı, patladı. İçinden bir harf çıktı. Harf,
B. Sonra kırmızı, sarı, yeşil, mor, siyah, pembe, mavi… Bütün balonlar sırayla
çıktı, her çıkan balon birer birer patladı. Patlayan balonun içinden “benimle
evlenir misin?” yazısı çıktı. Çıkan kelimeler daha önceden ayarlanan
arkadaşları tarafından ellerine alındı, hazır bekletildi. Pankart getirildi,
ilk tanışma günleri, en güzel anları, en özel fotoğrafları… Hepsi o pankarta
yapıştırılmıştı.
Sonra bir film, kısacık… En fazla 10 dakikaydı. İzlediler,
bitti.
Bütün anlar, güzel günler, tanışmaları, yemekleri… Kısaca
3,5 yıllık zaman dilimi o 10 dakikalık filme sığdırılmıştı. Film bitti. Sıra
artık teklifteydi, genç adam “benimle evlenir misin?” diye sordu, kız kabul
etti. Evlendiler.
Dünya’nın en özel evlilik teklifi olsa gerek.
Bu hikâyenin kahramanları benim için yabancı değil, çok
sevdiğim bir insanın, bir avukatın eşinden aldığı evlilik teklifiydi. O gün
bunu anlattığında gözleri dolu bir şekilde anlatmıştı. Dünya’nın en mutlu
insanıyım diyordu. Gözlerine baktığınızda anlarsanız gerçekten de öyle.
Anlatırken bile çok heyecanlıydı, çok mutluydu. Onların sevgisini ölüm
ayıramadı. Çok sevdiler. Uşak’tan İstanbul’a, İstanbul’dan da Paris’e gittiler.
Vade mi, kaza mı, bilmem ama vefat ettiler. Şunu derdi,
“ bugün kendi evlilik teklifim gibi teklif görmedim” doğru söylüyor. Yok.
Onları ölüm bile ayıramadı. Sevgi işte böyle bir şey…
Atsan atılmaz, satsan satılmaz.
