Günün büyük bölümünde işim gereği bilgisayar karşısındayım. Haber girmek, araştırmak, izlemek, yorumlamak… Bunların hepsini yapmak durumundayım çünkü işim bu. İşimi yaparken yazı yazmayı sık sık pas geçiyorum. Geçenlerde de dediğim gibi yorgunluktan ya da zamanın yeterli olmamasından oturup bir yazı yazamıyorum. Hatta son zamanlarda niyetlendiğim “Bizim Çocuklar” için sürekli bir bekleme, erteleme yapmak durumunda kalıyorum. Ama gördüm ki artık zamanı. Zira kaybettik. Hem de 3-0 kaybettik. Hem de paldır küldür oynayan bir takıma değil, birinci viteste giden bir takıma 3-0 kaybettik. Üzgünüz, kızgınız haliyle mutsuz. Ama ümitsiz değiliz. Zira şans devam ediyor. Bir Çekya maçı bizi bekliyor.
Ve fakat!
Düne bakacaksak
eğer elbette edilecek iki çift laf var. Mesela Altay. Manchester United
takımında Onana’nın Eylül-Aralık arasındaki döneminde dahi forma giymemiş, koca
sezonda sadece 90 dakika sahada kalmış bir kaleci ile Portekiz maçına neden
başlanır anlamadım. Hoca diyor ki, Almanya maçında iyiydi. Sayın Montella şunu bilmeli
ki o maçın üzerinden çok su aktı, rüzgar o zamandan berri farklı esiyor. Mert’in
sakat olduğunu söyledi. Doğrudur olabilir. Ancak doğru olmayan 10 ay boyunca
sadece 1 kez forma giyen bir kaleciyi veya bir oyuncuyu bırakınız sahaya çıkartmayı
hiçbir hoca böylesine büyük bir turnuvada kadroya dahi almaz.
Altay’ı
geçtim. Gelelim Orkun’a. Gürcistan maçında ortada yok. Milli takım formasını
giydiği ilk günden berri Orkun ne bir maça damga vurdu ne de adından söz
ettirdi. İlk günden beri yokları oynadı. Montella Gürcistan maçından ders
almayıp bu maçta yine 11’e yazdı ve Orkun yine şaşırtmadı, yine kötü oynadı,
yine vasatı aşamadı.
Bir başka
konu Arda meselesi.
Elimizde
Arda kalitesinde bir oyuncu var. Buna rağmen hoca maçtan önce diyor ki, Arda
yorgun. Burada da sıkıntı var. Bakınız. Bir futbolcu yorgun olmaz. Hele de sadece
bir maç oynamışsa hiç olmaz. Ya sakattır ya da oynamak istemiyordur. Ben ilkinden
yana olduğunu düşünüyorum zira dışarıdan gördüğüm bu takımda oynamak istemeyen
oyuncu yokturdur. Arda sakatsa hatta böylesine bir maçta oynayamayacak
kadar sakatsa neden 3-0’a gelmiş bir maçın son 20-25 dakikasında bir “kurtarıcı”
olarak oyuna giriyor. Bu, bizim final maçımız değil. Bizim finalimiz çarşamba günü
Hamburg’da.
Altay,
Orkun ve Arda’nın dışında başka bir nokta daha var. Barış Alper. Diyorlar ki,
Barış Alper kötüydü. Bakınız. Barış’a top geldi mi, hayır. Şut açısı buldu mu,
hayır. Hem bu maç hem Gürcistan maçında istediği topları hiçbir şekilde alamadı.
Dolayısıyla esas yeri santrafor olmayan bir oyuncuyu en ileri uçta oynatıp, 180 dakika boyunca istediği topları alamamasını da ekleyince ona kötü oynadı demek
haksızlık değil mi?
Kadro tercihlerinde yapılan yanlışları daha sayarız. Kaan’ın etkisiz oyunu, Hakan’ın kayboluşu, Abdulkerim’in ve Samet’in silik görüntüleri… Hepsi eklenebilir.
Ama unutmayınız. Daha iş bitmedi.
Oturup karalar bağlamaya, oyuncuları sosyal medyada linç etmeye, hele hele kulüpleri işin katmaya gerek yok. En büyük zararı burada veririz. Kimsenin 3 puan beklemediği bir maçta fazlasıyla silik bir performans ortaya koyarak 3-0 yenildik. Ancak unutmayınız ki, önümüzde Çekya var ve en kötü berabere dahi kalırsak bu gruptan çıkıyoruz. Şimdi bekleme, sabretme ve her ne olursa olsun destek verme zamanı.