Türkiye’de bir seçim süreci daha nihayet sona erdi. Seçimin kazananı da kaybedeni de oldu. Özellikle kaybeden taraf bir hayli fazla çıktı. Şimdi yeni bir dönem, yeni bir süreç ve yeni bir 4-5 yıl Türkiye’yi bekliyor olacak.
Elbette ki ilerleyen günlerde siyasi partilerin durumlarını fırsatımız olursa değerlendiririz ancak seçmen hem muhalefete hem iktidara mesajı çok açık ve çok net verdi: Patron benim!
Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz bir yana özellikle Ak parti
cenahında her ne kadar İsrail’e karşı bir tavır, bir karakter ortaya konsa da yapılan
ekonomik ilişkiler, anlaşmalar şüphesiz büyük zarar verdi. Bakanların il il
gezerek oy istemeleri bir yana Murat Kurum gibi bizatihi İstanbul’daki Ak parti
teşkilatı tarafından da “İstenmeyen aday” haline bürünmesi ve buna rağmen aday
yapılması sonuçları fazlasıyla etkiledi. İlla ki yazılacaktır İstanbul ve diğer
illerde olup bitenler… Mesele seçmenin mesajında, bunu doğru okumakta ve 2028
ya da daha erken bir tarihte yapılacak seçimde ortaya konacak olan politikada.
Ortaya doğru ve emin politikalar koyanların yolu belli ki uzun
olacak. Ancak diğer yandan “hür ve müstakil” inatlar, “biz yoksak olmaz”
diyenler gibi siyasetten ziyade inat politikası yürütenlere verilen mesaj sandıkta
net oldu.
Erdoğan siyasi hayatının en büyük kaybını yaşadı. Ege Bölgesi’nin
tamamını kaybederken, Marmara’da ise sadece Sakarya ve Kocaeli’yi alabildi hadi
ittifaktan dolayı Kırklareli’ni de katalım 3 il. İktidar kanadı artık
enflasyonu, pahalılığı, emeklileri, staj mağdurlarını, hak edilmiş olmasına
rağmen hakkı verilmeyen milyonlarca emekçiyi görmezden gelemez zira olması
durumunda ikincil mesaj daha da sert olabilir.
Ak parti kanadında yolunda gitmeyen işlerde faturalar
birilerine muhakkak kesilecektir. İl başkanları, belki kabinedeki isimler hepsi
olabilir... Zira Ak Parti’nin önemli isimlerinden olan Mehmet Metiner ciddi
uyarılarda bulundu. Okuyun derim. Metiner, partinin köklerine dönmesi
gerektiğini, Aydın Ayaydın gibi isimlerle yolların ayrılması gerektiğine kadar
birçok noktada ciddi uyarılarda bulundu. Ak Parti yeni bir kimlik arayışına,
yeni bir siyasal oluşuma ihtiyaç duymak zorunda.
Ak Parti’deki faturadan ziyade esas Erdoğan’ın faturası
önemli. Cumhurbaşkanı o faturayı kendisine kesmek zorunda. Mesele bırakmak ya
da devam etmek değil. Nasıl devam etmekte veya nasıl bırakmakta. 1 Nisan
itibariyle 31 Mart’tan önce ortaya konan politikalara dönmeyeceği bence aşikar
ya da en azından dönmemeli. Erdoğan’ın sergileyeceği performans sadece kendi
kaderini değil, partisinin ve ittifakının da kaderini bir nevi çizecek. Uzlaşmacı,
akılcı, barışçıl bir politika yerine bıraktığı yerden devam ederse bu kez mesaj
az önce yazdığım gibi sert gelebilir.
Ve CHP…
Kazandı. Ancak bu kazanımı iyi okumalı. Belediyeler çok mu başarılıydı, yoksa bir mesaj mıydı bu da sonraya kalsın...
