Gazetedeki saatlerim gereği dün akşam çalışıyordum. Saat 23.00 sıralarında önüme bir mesaj düştü mesajda kulüp başkanının hakeme yumruk attığı yazıyordu. Kendi kendime, “Alt liglerde olmuştur” dedim. O kadar da olmazdı, aklımın ucundan dahi geçmedi. “Süper” Lig’de hem de FİFA kokartlı bir hakeme, ki kokart olmasa da bir şey değişmez, yumruk atıldığını gördüğümde uzun zaman sonra şaşırdım.
Bazen daha ne olabilir ki şaşırayım diyorum ama oluyor işte. Yapılıyorlar, beceriyorlar ne diyeyim helal olsun(!). Dün reaksiyon veren verdi. Ama bence buraya nasıl geldiğimiz, neler yaşadığımız muhakkak önemli.
Türkiye’de geniş kesimin en fazla odak noktası olan Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar ama özellikle de Toroğlu iki üç yıldır bağırmıyor, haykırıyordu. Hakemlerin içinde olanları, kulüplerde yaşananları, olacakları ve olma ihtimali olanları bir kişi bile bu adamlar ne diyor deyip de çağırmadı buna tenezzül dahi etmedi. Diyebilirsiniz yaşananlarda hiç mi bu iki ismin suçu elbette var ama sadece onların değil. Az sabır. Geleceğim.
Onların bağırdığı ama kimsenin duymak istemediği gerçeklerin sonucunda dün kötüsü oldu Allah’tan en kötüsü olmadı. Düşünsenize bir hengamede o taraftarların sahaya indiğini, hakemlerin linç edildiğini neler olurdu kim bilir?
Bakınız.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Yıllardır aynı durum. Kulüp başkanları kulüpleri borç batağına sürükler, zeki(!) olan bir takım menajerlerle iş birliği yapıp bir sürü oyuncuyu kulübe getiriler, kulüpleri isimleri için kullanırlar sonra sahaya çıkarlar yenilirler ve medyanın önünde hakem derler.
Teknik direktörler ellerindeki kadroyla kimi zaman iyisini kimi zaman da kötüsünü yaparlar. Bir şekilde gömleğin düğmelerini en başta yanlış iliklerler ve sahada güzel oyun adına hiçbir şey olmaz ama onlar da çıkıp hakem derler.
Futbolcu ne oynadığı belli değildir. Kendine bakmaz, çalışmaz, çabalamaz belki tercih belki de zorunluluktan sahaya çıkar takım kaybeder o da hakem der.
Kulüplerin medyadaki paralı adamları asla kulübün durumuna bakmaz. Ne olduğuyla ne bittiğiyle ilgilenmez onun için varsa yoksa hakem, hakem, hakem…
Hakem yorumcuları ama özellikle de az önce yukarıda isimlerini yazdığım iki isim zaman zaman ipin ucunu kaçırıp ağır kelimeler kullanır ve en olmadık sözleri söylerler. Programlar hakemle program açıp, program kapatırlar. İçinde benim de olduğum ve benim de yaptığım taraftarlar yine aynı şekilde. Oyuna, sahaya, yapılanlara veya yapılmayanlara bakmadan hakem deriz.
Bunların hepsi doğru amaaa… TFF ve MHK denen kurumlar en büyük suçlu sizsiniz. Demirören berri devam eden kurallarla, yapılanlarla bu hale getirdiniz. Çıkıp radikal kararlar almak yerine sağ duyu, ortak akıl, gelişim gibi temel faktörleri baz alarak ilerlemek yerine günü kurtardınız. Alın işte olanlar. Çıkıp bir de yazıklar olsun diyorsunuz. Doğru. Yazıklar olsun Yıldırım Demirören’e, Nihat Özdemir’i ve Mehmet Büyükekşi’yi seçtiren akla yazıklar olsun.
Yazıklar olsun MHK’ye. Akraba ilişkisi içinde olan hakemlere, ahbap çavuş ilişkisi güdenlere, kılıfını uyduranlara… Yazıklar olsun gözlemcilere, VAR sistemine…
Yazıklar olsun TFF’ye, kulüplere, oyunculara, medya amigolarına, taraftarlara kısacası herkese.
Dün Avrupa ve dünya basının yazdıkları karşısında utandım. Acaba benim kadar diğerleri de utanır mı bilmem. Yazıklar olsun bu başlıkları attıranlara… Yazıklar olsun Faruk Koca’ya fair-play ödülü verenlere. Bu güzel oyunu bu hale getirip çocukları bu güzel oyundan soğutan Türk futbolunun içindeki her bir paydaşa yazıklar olsun.
Affet hocam. Beceremedik. Kaybettik. Senin gözün bu futboldan daha değerli…
